12 Haziran 2015 Cuma

SDCC nedir? Ne iş yapar? Linux (Pardus) üzerinde Kullanımı


Uzun zamandır özgür yazılımlar ve dolayısıyla ücretsiz yazılımlar üzerinde araştırma çalışmalarım devam etmekte. Mikrodenetleyici programlamada bir çok mikrodenetleyici çeşidine taşınmış (port edilmiş) derleyici olan SDCC dikkatimi çekti. Benim bildiğim neredeyse ücretsiz tek mikrodenetleyici derleyicisi. Bu derleyici üzerinde uğraşılması gerektiğini düşünüyorum. Şimdilik arama motorlarında Türkçe kaynak hiç gözükmediğinden ilk kaynak olması amacıyla bu yazıyı kaleme almaya karar verdim. Yaptığım uzun araştırmalar sonucunda PARDUS E-Dergi Eylül 2011 1. sayısında SDCC den bahsedildiğine rastladım. Faydalı olması açısından bu yazıyı alıntılayarak burada yayınlamaya karar verdim. Burada Pardus için anlatınlar ubuntu gibi linux dağıtımlarında da rahatlıkla uygulabilir. Umarım faydalı olur. Ayrıca daha sonraki günlerde birebir çalışır durumda test edilmiş, IDE gerektirmeden terminalde derlenebilen kod örnekleri yapmak niyetindeyim. Allah nasip ederse yine bu blogumda bunları bulabileceksiniz.


Pardus'ta MCU Programlama – SDCC derleyicisi


Öncelikle “MCU Nedir?” sorusuyla başlayalım. MCU(Microcontroller=Mikrodenetleyici),karmaşık mantıksal fonksiyonları tek bir entegrede toplayan bir cihazdır. Genelde, başka bir sistemi yönetmek için kullanılırlar. MCU'nun bir Microprocessor(Mikroİşlemci)'den farkı, CPU'ya ek olarak RAM, I/O(G/Ç), EEPROM, CCP... gibi modülleri de dahili olarak bulundurmasıdır.

MCU'lar nerede kullanılır?

Uzaktan kumandalı araçlar, alarm sistemleri, birçok robot çeşidi, beyaz eşyalar... kısaca aklınıza gelebilecek bir çok elektronik cihazda MCU'lar kullanılır.

Farklı MCU üreticileri mevcut mudur? Hangisini tercih etmeliyim?

Piyasada birçok MCU üreticisi mevcut. Bunların başında Microchip, Atmel, Motorola, Zilog, Philips gelir. Ancak hangi marka ve modeli seçeceğiniz, tamamen size kalmıştır. Bu tercihte dikkat edilmesi gereken nokta, seçilen MCU'nun, kullanılacak proje için yeterli teknik donanıma sahip
olmasıdır. Ancak şunu belirtmem gerekir ki Türkiye'de en çok kullanılan MCU markalarından biri Microchip firmasının üretimini yaptığı PIC'lerdir. Ben de yazıma, daha çok PIC Programlama ile
devam edeceğim.

MCU nasıl programlanır?

MCU'lar, derleyiciler sayesinde birçok dille programlanabilirler. En fazla kullanılan diller Assembly,C ve Basic'tir. Assembly'nin biraz ağır,Basic'in ise biraz “basic” kalması nedeniyle,
MCU programlarken C programlama dilini tercih etmek, birçok geliştiriciye daha mantıklı gelmektedir.

Peki Pardus GNU/Linux altında MCU programlanabilir mi?

Elbette. Pardus/Linux üzerinde de MCU programlayabilirsiniz. Bunun için bazı yazılımlar mevcut. Bunların başlıcaları Code::Blocks, Piklab, KTechlab IDE'leri, gputils ve SDCC.

SDCC

SDCC(Small Device C Compiler) tekrar hedeflenebilir, optimize bir Ansi­C derleyicisidir. Derleyicinin hedefleri (target), Intel 8051, Maxim 80DS390, Zilog Z80, Motorola 68HC08 temelli MCU'lar ile PIC16 ve PIC18 serisi MCU'lardır. SDCC, ücretsiz ve açık kaynak bir yazılımdır. GNU Genel Kamu Lisansı(GPL) altında dağıtılmaktadır. Yani özgürdür.
En önemli özellikleri:

­ Ücretsiz ve açık kaynak olması
­ Kendi içerisinde yazılımınızı hız ve boyut için optimize edebilmesi
­ Birçok MCU'yu desteklemesi.
­ Herhangi bir fonksiyon içerisine Assembly kodu ekleme yeteneği
­ Code::Blocks IDE'si ile entegre olabilmesi
­ Eğer daha önce Hi­Tech C derleyicisi ile PIC programladıysanız, SDCC'nin kodlaması Hi-Tech C derleyicisi ile yüksek oranda benzerlik gösterdiğini görürsünüz.

Kurulum


SDCC için hazırlanmış herhangi bir Pisi paketi bulabilmiş değilim. Ancak kurulumunda da bir zorluk olmadığı için paket aramaya gerek de yok. SDCC'yi kullanabilmeniz için sistemimizde gputils paketinin kurulu olması gerekiyor. Bu paket Pardus Developer deposunda mevcut. Ancak bu depoda, henüz test aşamasına geçecek paketler bulunuyor. Yani son kullanıcılara bu depo tavsiye
edilmiyor. gputils paketini kurduktan sonra, SDCC'nin kurulumuna geçebiliriz.Buradan SDCC'nin son kararlı sürümünü indirelim. Dosya adında i386 yazıyor, ancak Pardus 2011 64 Bit sürümünde de herhangi bir sorun olmadan kuruluyor ve çalışıyor. İndirdiğimiz sıkıştırılmış dosyayı Ev dizinimiz içerisinde sdcc klasörü oluşturup açıyoruz.Konsolu açıyoruz.

$ sudo -i
# cd / home/ kullaniciadiniz / sdcc
# cp -r * / usr/ local


* Not: Pardus, /usr/local dizini kullanmamaktadır. Uygulamayı bu şekilde kurmak, sisteme herhangi bir zarar vermemektedir; ancak Pardus dizin hiyerarşisine uygun değildir. Bunun için, açtığınız SDCC dizini altındaki çalıştırılabilir dosyaları /usr/bin; “sdcc” dizinini ise /usr/share altına kopyalayabilirsiniz. Ancak, yazının ileriki bölümlerinde anlatılan Code::Blocks derleyici yollarını tanımlarken, kopyaladığınız dizinlere göre yaplandırmanız gerekmektedir.

SDCC'yi kopyaladıktan sonra, Code::Blocks'un kurulumuna geçiyoruz. Şu anda Pardus depolarında Code::Blocks IDE henüz mevcut değil. Ancak bu sitede [1] bir pisi paketi mevcut. İndirdiğimiz
paketi kurup, Code::Blocks'u yüklemiş oluyoruz.

Şimdi gelelim Code::Blocks'un SDCC ile entegrasyonuna.
lk olarak Code::Blocks'u başlatın. Menüden Settings­>Compiler and Debugger'e girin:



1. Derleyici olarak SDCC Compiler'ı seçin.
2. Set as Default butonuna basın























3. İkinci işlemden sonra uyarı vermediyse entegrasyon işlemi tamamlanmıştır. Eğer hata veriyorsa dördüncü işlemden devam edin.
4. Toolchain Executables sekmesine gelin ve Yolları (Path) doğrulayın.
5. Search Directories sekmesine gelin ve ­ Compiler alt sekmesine tıklayıp /usr/local/share/sdcc/include/ dizinini ekleyin.

­ SDCC 3.0 ve sonraki sürümler için yine aynı sekmede
/usr/local/share/sdcc/non-free/include/ dizinini ekleyin. Böylece entegrasyon işlemimiz de tamamlanmış oluyor.

Şimdi gelelim ilk uygulamamıza. Hemen menüden; File­>New­>Project'e tıklayın. Gelen pencereden, Empty Project'i seçin. Hemen Next'e tıklayın. Şimdi gelen kısımda projenizin kaydedileceği yolu, projenin adını seçin ve tekrar Next'e basın. Bu kısımda: Compiler olarak SDCC'yi seçin.
Create Debug Configuration seçili olmayacak.
Create Release Configuration seçili olacak.

Ben bu örnek projeyi, PIC16F877A için hazırladım. O yüzden menüden, Project>Build Options'u açalım. Compiler Settings sekmesinin Compiler Flags alt sekmesinde [CPU]Microchip PIC 14 Bit'i seçiyoruz. Daha sonra Other Options alt sekmesine gelip ­p16f877a yazıyoruz. Böylece derleyicimize, projemizi hangi MCU için derleyeceğini anlatmış oluyoruz.

Projemiz için bir main.c dosyası oluşturduktan sonra, projemizin ayrıntılarına gelelim.

16F877A'nın B portunun birinci pinine bir led, 2.pinine ise bir buton bağlı durumda. Amacımız; buton basılı durumdayken ledin yanması, basılı olmadığı durumda ise ledin sönmesi.



Bunun için hemen yazılıma geçiyoruz.



#include "pic/pic16f877.h"
typedef unsigned int config;
// PIC konfigurasyonları yapılıyor.
config at 0x2007 __CONFIG =_RC_OSC & _PWRTE_ON & _BODEN_OFF
& _WDT_OFF & _LVP_OFF;

void main( ) // ana fonksiyonumuz
{
    TRISB2 = 1 ; // B portunun 2.pini dijital giriş olarak ayarlandı.
    TRISB1 = 0 ; // B portunun 1 pini dijital çıkış olarak ayarlandı.
    while(1) // Sonsuz döngüye giriliyor.
   {
        RB1 =RB2 ; // RB1,RB2 'ye eşitleniyor
   }
}


















Yazılımı derlemek için varsayılan olarak Ctrl+F9 tuşu kullanılıyor. Ayrıca menüden Build>Build ile de derleme işlemini gerçekleştirebilirsiniz.

Programımızı da hazırladık ve derledik. Şimdi sıra geldi hazırladığımız programı denemeye. Bunun için iki yöntem mevcut:
1. Bir simülator yazılımıyla(Örn. gpsim) test etmek.
2. Direk olarak yazılımı MCU'muza atarak devre üzerinde test etmek.

Birincisi için gpsim'i kurup kullanmanız gerek. Kurulum paketi Pardus Developer deposunda bulunuyor. Ancak şunu belirtmem gerekiyor, bu depodaki paketler henüz test aşamasında bulunuyor. Kurulumdan sonra tek yapmanız gereken, gpsim'i açıp SDCC tarafından oluşturulan cod dosyasını gpsim tarafından açmak.

İkincisi içinse bir programlayıcı (programmer: Hazırladığımız yazılımı MCU'ya yazmaya yarayan bir devre) lazım. Bu devreler, her MCU marka/modeli için ayrı ayrıdır. Ben Brenner8 tabanlı bir
programlayıcı ve Microchip firmasının üretimini yaptığı PIC'leri kullanıyorum. Programı MCU'muza yazdırmak için bir de masaüstü arayüzü lazım. Sprut firması, Brenner8 için bir GNU/Linux masaüstü arayüzü(GUI) ve sürücüsü hazırlamış. Brenner8 kuıllanıyorsanız / kullanacaksanız bu yazılımları buradan [2] indirip kurabilirsiniz.

SDCC'nin kullanımı hakkında detaylı bilgi almak istiyorsanız, buradan [3] SDCC Manual'i indirip inceleyebilirsiniz.

"SDCC ile PIC programlama hakkında Türkçe bir kaynak var mı?" diye soruyorsanız, hatırlarsınız ki SDCC'nin önemli özellikleri arasında Hi-Tech C derleyicisi ile benzerlik göstermesini belirtmiştim. Dolayısıyla size, Fırat Deveci'nin hazırlamış olduğu Hi-Tech PIC Programlama Kitabı'nı [4] önerebilirim. Kitapta karşılaştığım tek farklılık, kesme (interrupt) fonksiyonlarının tanımlanmasında idi. Onun dışında SDCC ile Hi­Tech C derle­yicileri arasında ,PIC programlarken bir farkarastlamadığımı belirteyim.

SDCC üzerinde kesme fonksiyonlarını aşağıdaki gibi tanımlayabilirsiniz.

void fonksiyonadi( ) __interrupt 0
{
// Kod buraya gelecek.
}

Evet yazımın sonuna yaklaşırken bu yazının bir dergi için hazırladığım ilk yazı olduğunu belirterek, hatalarımın olabileceğini hatırlatayım. Şayet bu yazıda bir hata ya da sorun ile karşılaşırsanız, lütfen info@hckrtech.com eposta adresim aracılığı ile bunu bana bildiriniz.

Bu konuda söyleyebileceklerim şimdilik bu kadar. Hepinize kolay gelsin.

Kaynaklar

http://sdcc.sourceforge.net/
http://wiki.Code::Blocks.org/index.php?title=Using_the_Code::Blocks_IDE_with_SDCC_on_PIC_MCUs

Ek Bağlantılar

PIC16F serisi için bazı include dosyaları mevcut.(Çok kullanılan Delay fonksiyonu için bu siteyi http://burningsmell.org/pic16f628/ inceleyebilirsiniz.) gpsim(PIC MCU'lar için simülatör) projesinin sitesi http://gpsim.sourceforge.net/

[1] http://code.google.com/p/siklon/downloads/list
[2] http://sprut.de/electronic/soft/usburn/linux/usburn_linux.htm
[3] http://sdcc.sourceforge.net/doc/sdccman.pdf


Not: 

Burada verilen örnek kodlar derleme ayarlarının tam yapılamamasından dolayı çalıştırmakta sıkıntı yaşayabilirsin. Ancak dert etmeyin. Şimdilik yazıyı bilgi amaçlı olarak okuyun. Sonra nasıl yapılabileceği konusunda çalışmalar yapılacaktır.

Bu yazı Pardus Eylül 2011 Sayı 1 dergisinin yazısının bir alıntısıdır. Yazı ile igili tüm haklar yazı sahibi kuruluşa aittir. Bu sitede sadece alıntı kaynak gösterilerek yasal çerçevede yapılmıştır.


duralikiraz.blogspot.com
12 Haziran 2015

8 Şubat 2015 Pazar

HAK YOLUNDA BENİ HAKKIYLA BİLEN YOK

(Bir hak dostunun ömrünün sonuna doğru derdini bir şiirinde dile getirmesi)



HAK YOLUNDA BENİ HAKKIYLA BİLEN YOK

Yine dertlendi gönlüm,
Beni hak yolunda bilen yok,
Hak yolunca çarpıyor kalbim,
Beni hak yolunda bilen yok.

    Her sözüm hak yolundadır,
    Niyeti kalbim daim hakkadır,
    Bana başka bakanlar hain bakmaktadır,
    Beni hak yolunda bilen yok.

Bir gül gibi açtım bülbülüm yok,
Bülbül gibi bahçemde ötenim yok,
İki dilli konuşanlar etrafında çok,
Beni hak yolunda bilen yok.

    Mübarek günlerde hakkıyla halimi soran hiç yok,
    Karşımda diz çökenler çoksa da halimi bilen yok,
    İki yüzlü münâfıklar çoksa da hak yolunda dostum yok,
    Beni hak yolunda bilen yok.

Ne olur? Hak için biraz dinleseler beni,
Ne olur? Resülün aşkıyla biraz sevseler beni,
Ne olur? İmana gelip imanlı kalplerle anlasar beni,
Beni hak yolunda bilen yok.

                                                          Bir Hak Dostu...

10 Ocak 2015 Cumartesi

Ubuntu Linux üzerinde Delphi7 çalışırmı?

Bu soruyu merak etmiştim. Delphi7 Enterprise sürümünü kurup sizin için denedim. Bilmeyenler için söyleyim, Bir windows programını linux tabanlı bir işletim sisteminde kurabilmek ve çalıştırabilmek için wine isimli ara yazılım platformuna (öykünücüye) ihtiyaç vardır. Bende ubuntu işletim sistemi üzerinde wine platformunu kullarak Delphi7 yi sizin için kurup denedim. Aşağıdaki görüntüde olduğu gibi bir sıkıntı yaşamadan kurup başarılı bir şekilde çalıştırdım. Meraklısına duyurulur. ;)

Resmin üzerine tıklayara daha geniş boyutta görebilirsiniz.



30 Kasım 2014 Pazar

Raspberry Pi üzerinde Rasbian kurulumu Hakkında Püf Noktalar








Yakın zamanlar içerisinde Raspberry Pi ile ilgili çalışma yapmam gerekti. Bir programcı olarak üzerinde yazılım geliştireceğim sistemi hali ile araştırmam gerekmekteydi. Raspberyy pi çok özel bir “bilgisayar”. Hepi topu 35~40 dolar gibi  bir paraya 700 MHz bir bilgisayara sahip oluyorsunuz. 5 Dolarda micro sd hafıza kartını da hesaba katarsanız hepsi bu. Böyle bir alet gömülü sistem geliştiriciler için bulunmayacak bir fırsat sayılır.

Ben bu yazı ile Raspbian işletim sistemini en pratik nasıl çalışabilir hale getirebilirsiniz, bunu bu yazımda anlatmaya çalışacağım.

Öncelikle Raspberyy pi klavyesi, mönitörü ve sabit diski olmayan bir bilgisayar anakartı olarak tanımlanabilir. Normal şartlarda kullanılabilmesi için

* HDMI girişine sahip bir Monitör-Televizyon,
* HDMI veri kablosu
* Klavye -USB girişli
* Fare-USB girişli
* Micro-SD Hafıza kartı ( 8GB olabilir )
* Ağ kablosu (min cat 5.E)

Bu donanımlar gerekli. Yazılımlar olarak micro sd kart için disk image yazıcı program ve SD hafıza kartını formatlamak için gereken yazılımlar. Bu gereksinimler sağlandığında Rasbian işletim sistemi kullanılabilir hale gelebilir. Benim sıkıntı yaşadığım nokta HDMI uyumlu mönitör ve kablosu oldu. Çünkü bunlar benim elimde yoktu. İlk etapta bir arkadaşımın bilgisayar dükkanından bu malzemeleri geçici olarak temin edip ilk raspbian yükleme çalışmasını yapmıştım. Ancak başarılı bir girişim olmamıştı. Neyse baktım sürekli HDMI monitör tak çıkar, gel git olayı oluşacak kara kara düşünmeye başladım. Yaptığım araştırmada uzak masaüstü bağlantısı ile Raspberry Pi yi kullanabilme imkanımın olduğunu öğrendim. Ancak xrdp olarak isimlendirilen uzak masaüstü yazılımı raspbian işletim sisteminde varsayılan olarak yüklü gelmiyor. Epey bir debelenmeden sonra ssh protokolü ile tanışma şerefine nail oldum. Kurulu raspbian image dosyasında ssh enable edilmiş vaziyetteymiş. Bunu öğrendikten sonra HDMI monitöre de kablosuna ihtiyacım kalmadı. Çünkü uzaktan konsol bağlantısını bu sayede sağlayabiliyordum. İşte bu herşeyin çözümü oldu diyebilirim.

Öncelikle http://www.raspberrypi.org/downloads/ adresindeki ilk NOOBS install download kısmındaki indirmeyi yapmış ve bu indirmeye göre olan yönergeleri uygulayarak raspbian kurulumunu yapmıştım. Ardından reboot ettiğimde boot kısmı yarıda kaldı ve işletim sistemi tam olarak açılamadı ve çalışmadı. Dolayısıyla hayal kırıklığı yaşadığım ilk nokta burası oldu. Daha sonra alternatif arayışlar içerisine girdiğimde bu sayfanın biraz alt kısmında Raspbian işletim sisteminin kurulmuş hazır image dosyalarının indirme bağlantılarının olduğunu gördüm ve RASPBIAN indirmesini yaptım. Doğru seçim benim için bu oldu.

Sonraki adım Micro SD kartın formatlanması. Bunun için Fat32 formatı atılmalı. SDFormatter isimli windows uygulaması kullanılacağı gibi bu iş linux üzerinde de rahatlıkla yapılabilir.

Sonrasında indirilmiş Raspbian image dosyasının SD karta atılması-yazdırılması gerekmekte. Bunun için Win32DiskImager windows uygulaması kullanılabileceği gibi linux ortamıda dd yazılımıda kullanılarak yapılabilir.

Bu aşamaları hallettiğimize göre artık raspbian çalıştırılabilir. HDMI mönitörünüz varsa bağlar ve enerji bağlantısını bir adaptörle bağlayıp çalıştığını görürsünüz. Ya sizinde benim gibi HDMI monitörünüz yoksa? İşte aşağıdaki kısımda bu şekilde çalışmayı anlatacağım.

Uzak bağlantı sağlamayı ubuntu linux te “ssh” ile gerçekleştireceğiz.  Windowsta bu işi “putty” isimli bir yazılımla gerçekleştirebiliriz. Ben ubuntu üzerinde olanı tarif edeceğim. Ama bundan önce raspberry pi bilgisayarını ağ kablosu ile ağa bağlar ve enerjisini verip çalıştırır, ardından da ip adresini alırız. Bunun için windowsta “Advanced IP Scanner” isimli ücretsiz yazılım seçilebilir. Ubuntu üzerinde nmap gibi bir ağ tarayıcı program da bu işi halledebilir. Bu bahsettiğim programlarla ağ üzerinde tarama yapıldığında “Raspberry Pi Fondutaion” şeklinde açıklamaya sahip olan ağ aygıtı bizim Raspberyy Pi aygıtımızdır. Bu IP adresini not alırız.

Şimdi ssh bağlantısını yapabiliriz. Windowsta putty ile yapacaksınız. Ubuntu için Terminal penceresini açarız. IP miz örneğin 192.168.1.35 olsun. Ardından

ssh pi@192.168.1.35

yazıp enterladığımızda bize yes/no şeklinde güvenlik pid bilgisini almak istediğini soracak. Buna biz yes diyip enterlarız. Ardından şifre olarak “raspberry” yazıp enterlarız. Bu şekilde rasbian işletim sistemiyle Konsol bağlantısını sağlamış oluruz. Ayrıntılı bilgi için http://www.raspberrypi.org/documentation/remote-access/ssh/unix.md adresine bakabilirsiniz.


Bu aşamada raspbian işletim sistemini artık kullanabilir durumdayız. Ancak windows alışkanlığı olan kişiler diğer grafiksel işlemler için uzak masaüstü bağlantısının sağlanabilir olması lazım. Bunun için uzak masaüstü yazılımı xrdp kurulumunu yapmalıyız. Bunu için konsolda

sudo apt-get install xrdp
sudo reboot

bu iki adımı uygularız. Bunları yaptıktan sonra raspbian işletim sistemine windows ve linux üzerinden uzak masaüstü bağlantısı sağlayarak Raspberry Pi yi kullanabiliriz. Bundan sonrası size kalmış. Hoşçakalın.

Durali Kiraz
01 Aralık 2014


23 Ekim 2014 Perşembe

İletişimi Kopuk Müslüman Takvası Çok olan Müslüman Değildir !

Bazen %100 doğruluğuna emin olduğumuz şeylerin 10-20 yıl sonra aslında yanlışın daniskası olduğunu anladığımız çok olmuştur. Yok benim hayatımda böyle bir durum yaşanmadı diyen varsa ona diyecek sözüm eksik yaşadığıdır yada olayları görme bozukluğu vardır. Doksanlı yıllarda Ramazan ayı öncesi müthiş bir telefon trafiği yaşanırdı. Mesele hilal göründümü görünmedimi? Genelde Urfa yöresi civarlarından yada Avustralya gibi uzak yörelerden “Biz hilali gördük oruca başlayın” haberi saat içinde bütün Türkiyede yayılırdı. Beni bu fikre inandıran unsur Diyanet kurumunun güvensizliği idi. Bu güvensizliğe olan tepkinin doğurduğu bir algı oluşumuyla Ramazan öncesi telefon bekleyip oruca başlayan ve Bayram yapan kitle içerisinde dahil olmama sebeptir. Tabi yaşımız 16 lı yaşlar. En azından gaflete düşmemi yaşımın küçüklüğü ile paçayı kurtarma ihtimalim var :) Ancak bu bilimden ve mantıktan yoksun cahiliye işine inanan koca koca adamları kadınları nereye koyacağız? Mesele birşeyi araştırmıyor ve kendimizi dış iletişime kapalı hale getiriyoruz. Sonuçta kulağımıza ne üfürülürse ona inanan beynini kullanmayı devre dışı bırakmış insancıklar haline geliyoruz. Esas konum olmamasına rağmen şu Ramazan meselesini kısaca açıklamam gerekecek. Rahman süresi 5. “Ayette Güneş de ay da kendileri için belirlenen yörüngelerde bir hesaba göre hareket etmektedir.” denilmekte. Bu ayeti aşmanın yolunuda bulmuşlar. Neymiş efendim peygamberimiz “Hilali görün oruç tutun, hilali görün bayram yapın” hadisiyle gözle gözlemleme sonucuyla oruç eylemini gerçekleştirin demiş. Bu hadis sahihdir bunda sıkıntı yok. Ancak bu hadis niye yarım cümle olarak servis ediliyor? İşte bunu kimse farketmiyor. Bu hadisin başında peygamber efendimiz mealen “Bizim (şu anki) toplumumuz içerisinde bu hesapları yapacak alimlerimiz (astronomlarımız) yok. Bunlar olmadığı için hilali görün oruç tutun, hilali görün bayram yapın” demiştir. Fakan ne hikmetse bu hadis ortadan ikiye bölünür ve bu zümrenin işine gelen kısmı servis edilir. Üstüne üstün ben bu ayeti bu fikri savunanlara söylediğimm halde hala yanlışlarında ısrar etmeye devam etmişler, ramazanın başlangıcının hesap ile bilinemeyeceğini savunmuşlardır. Eğer asronomi hesapları yapılamamış olsaydı uzaya teneke bile gönderemezlerdi. Ama gelde anlat cahil kafaya! Beni dinlemiyorsun Allahın ayetini dinle hiç değilse. Velhasıl kelam yıllar önce savunduğumuz şeylerin yıllar sonra yanlış olduğunu biraz araştırp okuyunca ve dış iletişimi kurduğumuz zaman hanyayı konyayı biraz geçte olsa o zaman anlıyoruz. Bu aralar evinde televizyon bulundurmamayı, gazate okuamamayı, internete zinhar girmemeyi ve sözüm ona dahada üstün takvalıysan radyo bile dinlememeyi iyi Bir şey zanneden zavallılar furyası maalesef mevcut. 5-10 yıl önce bende bu iletişimsizliği iyi Bir şey zannedenlerdendim. Gördükki kazın ayağı öyle değilmiş. Sen dış dünya ile iletişimi tamamen kapattığında sonunda illegal örgütlerin kucağına oturuyorsun sonunda. Çünkü gittiğin sohbet ortamı yada cemaat evleri senin iletişim alıcılarını tek bir kanala göre (kendilerine göre) ayarladıkları için sen onlar ne söylerse beynini kullanmayıda devredışı bıraktığın için sonunda o örgütün adamı olmuşsun haberin yok. Ondan sonrası tabi sana islam diye kendi doktrinlerini, kuran diye kendi hazırladıkları örgüt bildirgelerini yuttururlar. Sonunda bakmışsınki üzerinde canlı b*mba ve güm! Tabi sen aklın sıra şehadet şerbetini içtiğini zannedersin ama öldürdüğüm onlarca müslümanın kanıyla Allah'ın huzuruna varırsın. O zamanda iş işten geçer. Anneler babalar ! Kendinizi ve çocuklarınızın dış dünya ile iletişimini sakın koparmayın. Çocuklarınız gittiği ortamları kontrol edin. Onlara şüpheci bakış açısıyla doğruyu bulmayı öğretin. Onlara aklını nasıl kullanması gerektiğini öğretin. Onlara gerçek İslamı öğretin. Başkası öğretirse kendine kul yapar evladınızı ve gerçekten dindar bir insan olamaz. Sadece islamın ibadet zevkini kendi emelleri için kullanan şeytanın hizmetçisi olur. Buna şeytanın sağdan yanaşması denir ve en tehlikeli günah şeklide budur. Sonuç olarak iletişimi koparmanın takva ile alakası yoktur. Şimdi tüm dünya bir köy haline geldi. Tabiki iletişim sayesinde. Ne olup ne bittiğini anında öğrenme şansın var. Fakat sen bu kanalı kullanmazsan Allah dışında birinin kulu olursun. Sakın iletişimini koparma. İletişim çok şey demektir. Durali Kiraz 23.10.2014

21 Ekim 2014 Salı

Gençler ; Aklınızı başınıza alın. Her sakallı dedeniz deiğildir.

http://www.bilgidemeti.com/wp-content/uploads/2010/11/g%C3%BCn-bat%C4%B1m%C4%B1.jpgBu yazımda sizlere çok anlamlı bir hikayeyi paylaşmak istiyorum. Bunu durduk yere paylaşmıyorum, elbette bir sebebi var. Ama herkes okusun ve kendi hissesini kendi çıkarsın.

“Yahudiler arasında zâlim, İsâ düşmanı ve Hıristiyan öldüren bir hükümdar vardı. Peygamberlik zamanı ve nöbeti İsa"nındı. Musa devri geçmişti. Öyle olmakla beraber o, Musa"nın; Musa da o"nun ruhu mesâbesindeydi. O şaşı hükümdar Allah yolunda iki demsâz ve hemdem olan Musa ve İsa"yı birbirinden ayrı gördü. Yahudi hükümdar çıfıtlık kini ile o kadar şaşı oldu ki, aman Yâ Rabbî sana sığındık! Ben Musa dininin hâmî ve yardımcısıyım diye yüz binlerce mazlum mümîni öldürdü. Yahudi hükümdarın sapık ve hileci bir veziri vardı ki hile ile suyun üstüne düğüm vururdu. Bu vezir dedi ki, Hıristiyanlar canlarını kurtarmak için dinlerini hükümdardan gizlerler. Onları öldürme ki, öldürmenin faydası yoktur. Din, misk ve öd ağacı değildir ki kokusu olsunda ondan anlaşılsın.
Hükümdar vezire sordu ki o halde ne tedbir alalım? Bu hilenin, bu yalanın –Yani İseviliğin- yayılmasına mâni olmanın çaresi nedir? Tâ ki dünyada Nasrâniliğini ilan eden, yahut gizli din kullanan bir Hıristiyan kalmasın. Vezir dedi ki: Şahım, kulağımı ve elimi kestir ve acı bir hüküm ile burnumu ve dudağımı yardır. Ondan sonra beni darağacının altına getir. O sırada bir şefaatçi çıksın ve senden affımı istesin. Bu işi tellal çağrılan ve kalabalık olan dört yol ağzı bir meydanda yaptır. Ondan sonra beni yanından uzaklaştır ve uzak bir şehre sür ki, Hıristiyanlar arasında şer ve fitne çıkarayım. Gizli olarak diyeyim ki: Ben sırren Hıristiyan"ım. Ey sırların âlimi olan Rabbim sen bilirsin. Şah benim imânıma vâkıf oldu. Yahudilik taassubu dolayısıyla canıma kastetti. Dinimi gizlemek, şahın dinini izhâr etmek istiyordum. Şah esrarımdan koku aldı. Sözlerim onun nezdinde töhmetli tutuldu. Şah bana dedi ki: Senin sözün, içinde iğne bulunan ekmek gibidir. Senin kalbinden benim kalbime pencere vardır. Ben o kalp penceresinden senin halini gördüm. Halini görüp anladığım dedikoduna kulak asmam. Eğer İsa dini yardımcım olmasaydı şah beni çıfıtçasına parçalatacaktı. İsa için canımı feda eder, başımı veririm. Hatta bundan dolayı kendimi yüz bin kere minnettar sayarım. İsa"dan canımı esirgemem, lakin onun dinine dair iyiden iyiye malumatım vardır. O pak dinin birtakım cahiller arasında kalıp ziyana uğraya­cağına hayıflanıyorum. Allah"a ve İsa"ya şükür ki biz bu hak dinin rehberi olmuşuz. Yine şükrolsun ki o çıfıttan da çıfıtlıktan da kurtulmuş, Hıristiyanlık zün­na­rını belimize bağlamışız. Ey insanlar; zaman İsa devridir. O"nun dinine ait esrarı candan gönülden dinleyiniz.
Vezir bu hileyi sayıp dökünce, hükümdarın kalbindeki endişeyi tamamıyla izâle etti. Hükümdar vezirin dediği siyaseti onun hakkında yaptırdı. Ahali ise vezirin cürümü ve cezası karşısında hayran kaldı. Hükümdar veziri, Hıristiyanların bulunduğu memlekete sürdü. O da gittiği yerlerde onları davete başladı. Yavaş yavaş mezhebine girmek suretiyle yüz binlerce Hıristiyan vezirin başına toplandı. Vezir o cemaate İncil"in, zünnarın, namazın esrarını gizlice anlatıyordu. Vezir zâhirde din hükümlerinin vâizi idi. Lâkin batında ve hakîkatte kuşbazların ıslığı ve tuzağı gibiydi. Bundan dolayı ashaptan bazıları, Resûl-i Ekrem (s.a.v.)"den insanı azdıran nefsin hilesine dair malumat isterlerdi... Hıristiyanlar tamamıyla o vezire tabi oldular. Zaten avam insanların taklit kuvveti nedir ki? Vezirin muhabbetini kalplerine ektiler. Kendisini İsa"nın vekili farz ettiler. O vezir hakikatte tek gözlü ve melun bir deccal idi. Ey ni"me"l-mûîn olan Allah; imdâda yetiş!... O alçak vezirin aslı ve mayası haset idi. Onun kulağını ve burnunu batıl yere ve bedava olarak verdi... Vezir gibi halkı sapıtmayı kendine sermaye yapma ve herkesi namazdan, niyazdan ve ibadetten alıkoyma.
O kafir vezir ki din nasihatçisi kılığına girmiş, hile ile bâdem helvasına sarımsak karıştırmıştı. Kuvve-i zaikası olanlar –yani ağzının manevi tadı yerinde bulunanlar- vezirin sözlerindeki lezzet arasında bir de acılık duyuyorlardı. Vezir nükteli sözler söylüyordu. Lakin o sözler, içine zehir karıştırılmış şeker şerbeti gibi idi. Vezirin zahiri kelamı: Hak yolunda gayretli ol diyordu. Zımnen ve fiilen ise rûha atâlet ve miskinlik tavsiye ediyordu... Veziri dinleyenlerden her kim anlayışlı ve zevk sahibi değilse, vezirin sözleri onun boynuna halka gibi geçiyordu. Hükümdardan ayrı olarak vezir altı sene müddetle İsevi"lerin penâhı ve muktedâsı oldu. Halk –yani Hıristiyanlar- dini de, kalbi de ona teslim ettiler, onun emrine ve hükmüne karşı can fedâ edecek dereceye geldiler. Vezir ile hükümdar arasında gizli muhabere oluyordu. Vezirin vaatlerinden hükümdarın kalbi rahatlaşıyordu. Hükümdar ona: Ey benim makbulüm, zamanı geldi. Kalbimdeki endişeyi çabucak gider, diye bir mektup yazdı. Vezir ise “Şahım İsa dinine fitne düşürmek işiyle meşgulüm”, diye cevap gönderdi.
İsa kavminin rabt u zabt hususunda on iki hakimi vardı. Her fırka, ayrı bir beyin tabii idi ve tamahkarlık sevkiyle onun kulu ve kölesi olmuştu. Bu on iki bey ile onların kavmi, o nişanı kötü vezirin itaatine girmiş ve bendesi olmuştu. Hıristiyan beyleriyle tâbîlerin hepsi de vezirin sözlerine kanmışlar, ahvâl ve harekâtına bağlılık göstermişlerdi. Vezir öleceksin demiş olaydı, o beylerden her biri, her an ve saat huzurunda can verirdi. Vezir o beylerden her birinin namına bir tomar tanzim etti ki tomarların hepsi de meslek ve mezhep itibarıyla bambaşka idi. O tomarlardan her birinin hükümleri başka türlü ve biri, başından sonuna diğerine aykırı idi. Tomarın birinde, riyâzet ve açlık yolunu, tövbenin ve günahlardan dönüşün rüknü kılmış. Tomarın birinde demişti ki: Riyâzetin faydası yoktur. Bu yolda cömertlikten başka kurtulacak cihet bulunmaz. Tomarın birinde de demişti ki; senin açlığın da cömertliğin de mağbuduna karşı şirk koşman olur. Gamda olsun, rahatta olsun, tevekkül ve teslimden başka amellerin hepsi hile ve tuzaktan ibarettir. Tomarın birinde demişti ki: Vacip olan hizmettir. Yoksa tevekkül düşüncesi bâis-i töhmettir. Tâ ki o emir ve nehiylerle kendi aczimizi ve Hakk"ın kemâl-i kudretini görüp anlayalım. Tomarın birinde demişti ki: Kendi aczini görme, aklını başına al. Kendinde acz görmek, Allah"ın nimetine küfran göster­mektir. Kendi kudretini gör ki bu kudret ondandır. Kendindeki kudreti Allah"ın bir nimeti bil. Tomarın birinde demişti ki: Bu ikisinden –yani kendinde acz ve kudret görmekten- geç. Nazara sığan, görülebilen her ne varsa tevhid yolunda manevi put sayılır. Tomarın birinde demişti ki: Bu mumu söndürme. Çünkü nazar ve istidlâl bu meclisin mumu gibidir. Nazar ve istidlâlden geçersen, vuslat gecesinin yarısında mumu söndürmüş, karanlıkta kalmış olursun. Tomarın birinde demişti ki: Korkma, nazar ve istidlâl mumunu söndür. Yani müessiri bulmak için esere bakmaktan vazgeç ki ona mukabil yüzlerce nur görmüş olasın... Tomarın birinde demişti ki: Allah sana ne vermişse, onu icâd ederken sana şirin kılmıştır. Tomarın birinde demişti ki: Kendi isteğini bırak. Çünkü senin tabiatınca makbûl olan, kötü ve merdûd bir harekettir. Tomarın birinde demişti ki: Allah"ın müyesser kıldığı şeyler –yani icrasını kolaylaştırdığı hareketler- kalbin hayâtı ve rûhun gıdasıdır... Tomarın birinde demişti ki: Kendine bir üstat bul. Haseb ve neseb dolayısıyla âkıbet-i umûra vâkıf olamazsın. Tomarın birinde demişti ki: Üstadı tanıdığın için üstat sensin. Tomarın birinde demişti ki: Bunların hepsi birdir. İki gören şaşı bir zavallıdır. Tomarın birinde demişti ki: Yüz nasıl bir olur? Böyle düşünen delidir. Her biri diğerine zıt bir sözdür. Nasıl olabilir ki biri zehir, öbürü şekerdir?
İsa dininin düşmanı olan o Yahudi vezir bu tarzda ve nevide on iki tomar yazdı... O Yahudi vezir hükümdarı gibi cahil ve gâfil idi. Bunun için kadim ve kabulü zaruri olan bir emr-i ilâhî ile pençeleşmeye kalkıştı. Öyle bir Kâdir-i mutlak uğraşmak istedi ki, bunun gibi yüzlerce âlemi bir dem içinde, yahut bir kün emriyle yokluktan vücûda getirir... O vezir de, onun gibi yüz, hatta yüz bin vezirin de hîlesini Allah, bir kıvılcımla mahveder. Cenab-ı Hak, o Yahudi vezir ve emsâlinin düşündükleri hileleri, mazlumlar hakkında hikmet hâline getirir. Yine zehirli su gibi olan tezvirlerini mağdurları için şerbet derecesine çıkarır... O vezir, kendiliğinden başka bir hile yaptı. Vaazı bıraktı, halvete oturdu. Kırk elli gün kadar halvette oturup müritlerini ayrılık ateşine yaktı. Halk o vezirin hâl u kâli ve zevk u iştiyâkından deli divâne oldu. Müritler ağlayıp vezirin dışarı çıkması için yalvarıyorlardı. O ise halvet hanesinde riyâzat yüzünden iki kat olmuştu. Müritler diyorlardı ki: Sensiz bizim için hidayet nuru yoktur. Yedici bulunmazsa körün hali nasıl olur? İkram ve ihsan etmiş olmak için ve Allah aşkına artık bundan fazla bizi kendinden ayırma. Biz çocuk gibiyiz ki sen de dadımız mesâbesindesin. Terbiye ve irşâd gölgeni başımızdan eksik etme. Vezir dedi ki: Rûhum dostlarımdan uzak değildir. Lakin dışarıya çıkmam için müsaade yoktur. Hıristiyan vezirleri şefaat için, diğerleri de nefislerini kötülemek üzere vezirin yanına geldiler. Dediler ki: Ey kerim olan vezir, biz sensiz, gönlümüzden, dinimizden yetim kalmış olduk. Bizim için bu ne bedbahtlıktır. Sen halvetten çıkmamak için bahane buluyorsun. Bizim ise yüreğimiz yandığı için yüreğimizi çekiyoruz. Biz senin güzel sözlerine alışmış, süt gibi olan hikmetlerini bol bol içmiştik. Allah aşkına olsun bize bu cefayı etme, lutfeyle de halvetten çıkmak için bugünü yarına bırakma. Bu aşıklar sana gönül vermişlerdir. Sen olmayınca delâlete düşeceklerdir. Hepsi de senin firakında karada kalmış balık gibi çırpınıyorlar. Derenin bendini aç da suyu salıver. Ey şu asırda misli bulunmayan, Allah aşkına olsun, halkın feryâdına koş ve imdâda yetiş. Vezir dedi ki: Ey dedikoduya angarye olarak tutulmuş gevezeler, ey vaaz, söz, dil ve kulak arayanlar. Adi bir hissin mevzii bulunan kulağınıza pamuk tıkayınız, bilakis gözünüzdeki his bağını çözüp atınız. Guş-ı sırrın, yâni bâtın kulağının pamuğu bu zahirdeki kulaktır. Bu kulak tıkalı bulunmadıkça manevi kulak sağır demektir. Hissiz, kulaksız ve fikirsiz olun ki irciğ hitabını işitesiniz... Müritlerin hepsi dediler ki: Ey sıvışmak için fırsat arayan hakîm, bu hileyi, bu cefayı bize yapma. Yük taşıyacak hayvana kudretine göre yük vur. Zayıf insanlara da tâkâtleri miktarı iş buyur...Vezir müritlere dedi ki: Delil ve hüccetlerinizi kısa kesiniz. Verdiğim nasihatlere kalbinizde ve ruhunuzda yol veriniz. Ben bu halvethaneden dışarı çıkamam. Çünkü kalp ahvâli ile meşgûlüm.  Müritlerin hepsi dediler ki: Ey vezir, sana söylediğimiz sözler, itiraz ve inkar kabilinden değildir. Bizim temennilerimiz, yabancıların sözüne benzemez...
O vezir halvethane dilinden seslendi ki: Ey müritler, malumunuz olsun. İsa bana bütün dost ve akrabadan münferit ol diye haber gönderdi. Yüzünü duvara çevir ve yalnız otur. Hatta kendi varlığından halvet ve inziva et. Bundan sonra konuşma yoktur. Artık benim sözle işim gücüm kalmamıştır. Dostlar, Allahaısmarladık. Ben ölmüşüm ve dördüncü kat feleğe intikal etmişim. Bu intikalim felek-i nârî altında meşakkat çekmemek ve odun gibi yanıp mahvolmamak içindir. Artık dördüncü kat semada İsâ"nın yanında oturacağım. Sonra Hıristiyan beylerini çağırdı. Tenhaca her biriyle görüşüp konuştu. Her birine dedi ki: İsa dininde Hakk"ın vekili ve benim halefim sensin Öbür beyler senin tebğan olacaktır. İsa hepsini senin tabilerin kılmıştır. Serkeşlik edecek beyi yakala, ya öldür, yahut esir et. Lakin ben sağ oldukça şu vasiyeti kimseye söyleme. Ben ölmedikçe de riyâset ve niyâbet talebine kalkışma. İşte bu tomarı ve dîn-i İsa hükümlerini ümmete karşı birer birer ve fesâhatle oku. Beylerden her birine ayrı ayrı olarak Hak dininde senden başka vekil yoktur dedi. Her birini birer birer tazîz ve takdîs etti, ona söylediğini aynen buna da söyledi. Her birine birer tomar verdi ki murâd ve mazmûnları birbirine zıt idi. Eliften ye"ye kadar olan harflerin şekli nasıl muhtelif ise, o tomarların metni de öylece birbirine aykırı idi. Bu tomarın hükmü, diğerinin zıddı idi. Nitekim bu tezadı evvelce beyân etmiştik. Ondan sonra kırk gün kapısını kapadı, kendisini öldürüp varlığından kurtuldu.
Halk vezirin öldüğünü haber alınca mezarının başı mahşere döndü. Halk, saçını sakalını yolarak ve elbisesini yırtarak onun matemine o kadar toplandı ki, Arap"tan, Türk"ten, Rum"dan ve Kürt"ten mürekkep o kalabalığın sayısını ancak Allah biliyordu. Onun mezarının toprağını başlarına saçtılar. Onun derdini kendileri için derman saydılar. O kimseler, vezirin kabri başında bir ay oturup matem ettiler ve gözlerinden kanlı yaşlar akıttılar. Bir ay sonra halk dedi ki: Ey büyükler, beylerden vezirin yerine geçecek kimdir? Ki o vezirin makamında imam ve muktedâ tanıyalım; ve elimizi, eteğimizi onun eline teslim edelim... O mukte­danın yani vezirin ölümünden sonra kalktılar ve yerine vekil istediler. O beylerden biri ilerledi. O vefakar kavmin yanına gitti. Dedi ki, işte o zatın vekili, hatta İsa"nın bu zamanda nâibi bendim. İşte bu tomar benim vesikamdır ki ondan sonra niyâbet ve riyâset benim hakkımdır. Diğer bir bey de pusudan çıktı ve ortaya atıldı; o da hilâfet davâsında idi. O da koltuğunun altında bir tomar gösterdi. Bunun üzerine ikisinde de çıfıt gazabı peyda oldu. Diğer beyler de birer birer ve birbirinin arkasından keskin kılıçlar çekerek geldiler. Her birinin elinde kılıç ve tomar vardı. Neticede azgın filler gibi birbirlerine girdiler. Yüz binlerce Hıristiyan maktul düştü. Kesilmiş başlardan tepeler peydâ oldu. Sağdan, soldan kan selleri aktı, havaya dağlar gibi tozlar kalktı. Vezirin ektiği fitne tohumları, o ölülerin başlarına afet olmuştu. Cevizler kırıldı. İçi olanların ölümden sonra temiz ruhu kaldı..

1- Hikayenin kaynağı
Kaynaklarda bu hikayenin, Tefsîr-i Ebu"l-Fütûh-ı Râzî ve Kısâsü"l-Enbiyâ adlı kitapta yer aldığı ve Pîrûz"un Hayâlât"ıyla savaşındaki elini kulağını kesmesinin de bu hikayeye katıldığı belirtilmektedir.[4]

Mevlâna"nın Hıristiyanlarla ilgili anlattığı ilk hikaye, Mesnevî"nin birinci cildinin üçüncü hikayesi olan “Taassup yüzünden Hıristiyanları öldüren Yahudi padişahın hikayesi”dir. Sözünü ettiğimiz hikaye Mesnevî"nin birinci cildinde 321-739. beyitler arasında yer almaktadır:

28 Eylül 2014 Pazar

Ubuntu Grup Tamir İşlemi (Grub2 Repair)

Bir şekilde grub ekranına bir haller olduysa ve işletim sistemlerinizi açılış ekranında göremiyorsanız yapmanız gereken bu alıntı yazıdaki işlemleri uygulamak olmalı. Bu yazı ubuntu 12.10 sürümleri zamanında yazılmasına rağmen ben bunu kubuntu 14.04 kurulum dvd si ile yaptım dolayısıyla tüm ubuntu kurulum dvd leri yapılbileceğini düşünmekteyim. İşte bağlantı :
http://ubuntum.blogspot.com.tr/2012/09/boot-yoneticisi-bozulursa-grub2-tekrar.html